9 Mayıs Çarşamba günü saat 14:00′te, TKD İstanbul Şubesi Başkanı Sn. Mehmet Manyas Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde (Güzel Sanatlar Fakültesi) konuğumuz olacak.
Etkinlik kapsamında kütüphaneler, kütüphanecilik, geleceğe yönelik oluşumların konuşulacağını düşünüyoruz. Ayrıca, TKD İstanbul Şubesi’nin gerçekleştirdiği etkinlikler, toplantılar, faaliyetler gündeme getirilecektir.
Tüm kütüphaneciler ve kütüphaneci adayları bu toplantıya davetlidir. Hepinizi orada görmek isteriz.
FORBES Türkiye’de Özer Turan imzasıyla yayınlanan araştırmaya göre 2011’in en çok kazanan yazarı 1 milyon 635 bin liralık telif geliriyle Ayşe Kulin oldu. İkinci sırada 1 milyon 610 bin lirayla Elif Şafak var. 1 milyon sınırını aşan bir diğer isim olan İskender Pala 1,3 milyon liralık telif geliriyle yılın en çok kazanan üçüncü yazarı oldu.
Derginin beşinci kez yayınladığı “En Çok Kazanan Yazarlar” listesinde yer alan 20 yazarın toplam telif geliri, listenin ilk kez yayınlandığı 2008’e göre yüzde 183 artırarak neredeyse üçe katlandı. 2008’de zirvedeki 20 yazarın toplam telif geliri 3,9 milyon liraydı. Bu yıl telif gelirleri ilk kez çift haneli rakamlara ulaşarak 11 milyon lira oldu. 2011 boyunca en çok satan 20 kitabın tamamı 100 bin sınırını aştı.
Adını ilk kez geçen yıl en çok kazanan yazarlar arasına yazdıran “Aşkın Gözyaşları” beşlemesinin yazarı Sinan Yağmur, 2011’de serinin ilk üç kitabıyla birden 200 bin sınırını aştı. Sinan Yağmur 820 bin adetlik toplam baskı adedi ve yarattığı 8,5 milyon liralık ciroyla 2011’in en çok satan ve ciro yaratan yazarı unvanını ele geçirdi. Buna rağmen Yağmur, 851 bin liralık telif geliriyle en çok kazanan beşinci yazar olabildi. Kazanç sırlamasında geride olmasının sebebiyse yüzde 10’luk telif geliriyle yetinmesi…
Listenin zirvesinde yer alan Ayşe Kulin, 2011’de çıkan “Hayat Dürbünümde 40 Sene” ve “Hüzün Dürbünümde 40 Sene” kitaplarında kendi anılarından yola çıkarak 1941 – 1983 dönemini romanlaştırdı. Kitapların her birinin ilk baskısı 100 bin adet yapıldı. Cep boy baskıları ile birlikte 2011’de toplamda 265 bin adet basılan “Hayat” ve “Hüzün”ü, Kulin’in son romanı “Gizli Anların Yolcusu” izledi. Böylece 2011’e, ilk baskıları 100’er bin yapılan üç roman sığdıran Ayşe Kulin, 8 milyon 173 bin lira ciro ve 1 milyon 640 bin liralık telif geliriyle yılı, en çok kazanan yazar olarak tamamladı. Listenin ikinci sırasında yer alan Elif Şafak’ın kapak fotoğrafı için erkek kılığına girerek başarılı bir pazarlama kampanyasıyla tanıttığı son kitabı “İskender” 2011’de 250 bin adet basıldı. “İskender”, 6 milyon lirayla yılın en çok ciro yapan kitabı olsa da Şafak’ı zirveye taşımaya yetmedi. Şafak, 2011’i 8 milyon lira ciro ve 1 milyon 610 bin liralık telif geliriyle kapattı.
Geçen yıl yayınlanan listeye Ergenekon davası ve politik kitapların yükselişi damga vurmuştu. Halen “Devrimci Karargah” davasında tutuklu bulunan eski polis şefi Hanefi Avcı’nın “Haliç’te Yaşayan Simonlar” kitabı 572 bin adetlik baskı adediyle en çok ciro yaratan kitap olmakla kalmamış yazarını da yılın en çok kazananı yapmıştı. Mustafa Balbay, Ergün Poyraz ve Nedim Şener gibi dava kapsamında yargılanan isimler de listede yer alıyordu. Taraf Gazetesi Muhabiri Mehmet Baransu ise karşı cephedeki isimlerdendi. Ancak bu yıl bu isimlerden hiç biri listeye giremiyor. Yerlerini edebiyatçı ve tarihçilere bırakıyorlar. Listeye sekiz yeni isim dahil oluyor: Zülfü Livaneli, Yılmaz Özdil, Demet Altınyeleklioğlu, Ahmet Turgut, İnci Aral, Yavuz Bahadıroğlu, Reha Çamuroğlu ve Kahraman Tazeoğlu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı yıllık yayıncılık verileri ve FORBES Türkiye’nin artık geriye dönük analiz yapılabilecek derinliğe ulaşan “En Çok Kazanan Yazarlar” listesi gösteriyor ki yazarlık, Türkiye’de artık gerçek anlamıyla para kazandıran bir meslek. 2012’nin daha ilk aylarında 100 bin adet sınırını geçen kitaplar gelecek yıl yayınlanacak olan listede rakamların yükselmeye devam edeceğine işaret ediyor.
May 12
2
Ülke olarak okuma alışkanlığı konusunda gelişmiş ülkelere kıyasla çok geri düzeyde olduğumuz malum.
Eğitimcilerden kütüphanecilere, yazar ve yayıncılardan siyasetçilere kadar okuyan-okumayan herkes biliyor bu durumu.
Okuyanlar grubunda bazı kişiler ve gruplar var ki, okuma alışkanlığına sahip bireylerin ülke kalkınmasındaki yerini iyi bildiklerinden, bu konuda ayrıca araştırmalar yapıyorlar. Üstelik devlet odaklı olmayan çalışmalarla sonuç almanın zorluğunu bildikleri halde. En büyük motivasyon gerekçeleri ise; okuyan ve halk kütüphaneleri aracılığıyla yaşamboyu öğrenen bireylerden oluşan bir toplumun daha müreffeh ve demokrat olacağı yönündeki sarsılmaz inançları.
Bu gruplardan biri, üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinden mezun olan kütüphaneciler. Yaptıkları çeşitli faaliyetlerle kitabın, bilginin ve kütüphanenin bu bağlamdaki yeri ve önemine işaret eden kütüphaneciler, böylelikle toplum ve devlet nezdinde farkındalık yaratmaya çalışıyorlar. Bunun en yeni ve orijinal örneği, 26 Mart-1 Nisan tarihleri arasında kutlanan 48. Kütüphane Haftası’ndaki okuma etkinliği. Birkaç il dışında tüm Türkiye’de illerin merkezî noktalarında 26 Mart Pazartesi günü 12.30-13.00 saatleri arasında gerçekleştirilen okuma etkinliğinde sadece kütüphaneciler ve toplumun değişik kesimlerinden bireyler değil, vali ve kaymakam gibi yetkililer de kitap okudu. Ne var ki, okuma alışkanlığı konusundaki bu ve benzer çalışmalara karşılık, yaklaşık on yıldır, adalet sistemi odaklı olumsuz bir uygulama da sürüp gidiyor. Söz konusu uygulama basit ve anlaşılabilir türden. İyi niyetli bazı hâkimler, kimi “basit” suçlara karşı, suçlulara “kitap okuma cezası” veriyor ve istiyorlar ki; bu bireyler hapishanelerde mahkûm psikolojisine girmeyip, cezalarını bu uygulamayla çeksinler. Medyaya yansıyan ilk olaylarda arkadaşıyla kavga eden; sarhoş olup sokaklarda nara atan ve ormanlık alana baraka yapan kişilere, çarptırıldıkları cezalara karşı değişik sürelerde kitap okuma cezası verilmişti. Son uygulamalar ise, kabul edilir gibi değil. Birinci olayın esası, kadına şiddet. Diğer olay, alkollü araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma. Üçüncü olaydaki suç ise, taksirle ölüme sebebiyet verme.
Bu üç suça karşı da, kütüphanede kitap okuma cezası uygun görülmüş. Yani kitap okuma davranışı ceza; cezaevi yerine konulan mekân ise, gelişmiş ülkelerde “halkın üniversitesi” unvanıyla taçlandırılan halk kütüphanesi. Söz konusu ülkelere eğitim, bilim, vb. açılardan bakıldığında, kütüphaneyi ve okumayı kabul düzeyleri hiç de şaşırtıcı değil. Öyleyse, devletin bu konularda ilerleme kaydetmek için konuya bu pencereden bakması açık bir zorunluluk. Devlet olarak, bir yandan kadına şiddeti önlemek için düzenlemeler yapıp, diğer taraftan, bunu basit bir suç gibi görerek karşılığında kitap okuma cezası vermek tutarsızlıktır ki, tutarsızlık hiçbir devlete yakışmaz.
Sahadaki olumsuzluklar da, durumun vahametini açıkça gösteriyor. Halk kütüphanelerinde görevli kütüphaneciler suçlarını kitap okuyarak çekenlerin hemen hiçbirinin bir daha kütüphaneye uğramadığını söylüyor. Görev yaptığı süre içinde bu durumdaki elli kişiden sadece birinin cezasını çektikten altı ay sonra tekrar kitap almaya geldiğini söyleyen bir kütüphaneci, ayrıca, ibretlik bir duruma işaret ediyor. Söylediğine göre, çevredeki aileler nezdinde güvenilir bilinen ve bu nedenle çocuğu “kütüphanedeyim” dediğinde orada kalmasına izin verilen kütüphanesinde, bazı cezalılar tarafından zaman zaman, hanımlara karşı rahatsızlık verici tavırlar sergileniyormuş.
İstenmez ama tarihe not düşmek adına şöyle bir senaryo düşünelim. Bu cezalılardan biri kadın kullanıcılara rahatsızlık verdiği için, kütüphane görevlisi tarafından uyarılsa ve buna sinirlenerek bıçak vb. bir aletle şikâyet sahibini ve görevliyi yaralayarak bir üçüncü sayfa haberi meydana getirse, bunun sorumlusu kim olacak? Bu sebeple kitap okumak gibi soylu bir eylemi, suç ve ceza kavramları ile aynı cümlede yan yana getirerek değerini düşürmek ve itibarsızlaştırmak, ülkenin, devletin ve toplumun değerini yükseltme sorumluluğunda olanlar tarafından bir daha düşünülmeli ve kimi suçluları hafif cezalarla ıslah etmenin başka yolları bulunmalıdır. Okumak asil bir davranıştır ve asla ceza olarak görülmemelidir. İyi niyetli olunsa bile…
* Kütüphaneci
Erol Yılmaz
Kaynak : Zaman
Düzenleyen: Okul Kütüphanecileri Derneği
Yer: Marmara Eğitim Kurumları, Kartal, İstanbul
Tarih: 28 Nisan 2012
Okul Kütüphanecileri Derneği’nin bir ilke imza atarak ilk defa alanında “standartlar” belirlemeye çalıştığı bu etkinlikte Teknoloji grubunda katılımcı olarak yer aldım. Teknoloji dışında Yönetim, Fiziki Koşullar, Hizmet, Koleksiyon (Derme) çalıştay grupları yer almaktaydı. Tahmin edersiniz ki teknoloji dışında farklı bir konuyu seçmem yanlış olurdu.